Landscape in the Mist
- 22 Mar
- 1 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce

Filme Bakış, Landscape in the Mist.
Bu film bir yolculuk anlatır.
Ama varılacak bir yer göstermez.
Yürümek vardır.
Ama ulaşmak yoktur.
Landscape in the Mist,
çocukların bir babayı arayışını değil,
insanın eksik olanı tamamlama arzusunu kayda alır.
Burada baba bir kişi değildir.
Bir boşluktur.
Ve boşluk, film boyunca sis gibi kalır.

Angelopoulos zamanı uzatmaz.
Zamanı serbest bırakır.
Çocuklar yürür.
Dünya ağırdır.
Yetişkinler suskundur.
Hiç kimse kesin bir cevap vermez.
Çünkü film, cevabın olmadığı bir coğrafyada geçer.
Sis bu filmde atmosfer değildir.
Bir durumdur.
Görmek ile inanmak arasındaki mesafedir.
Var olanla var olduğuna inanılan şey arasındaki belirsizliktir.
Film şunu sorar:
İnsan, hiç tanımadığı bir şeyi
neden bu kadar ısrarla arar?
Ve daha da önemlisi:
Aranan şey bulunduğunda,
gerçekten tamamlanmış olur mu?
Yol boyunca karşılaşılan her şey bir geçiştir.

Bir sınır.
Bir bekleyiş.
Bir kısa durak.
Ama hiçbir durak kalıcı değildir.
Çünkü bu film,
yerleşmekle değil,
arayışın kendisiyle ilgilenir.
Çocukların bakışı dünyayı değiştirmez.

Ama dünyayı ilk kez görüyormuş gibi durur.
Yetişkinlerin bakışı ise
çoktan alışmıştır.
Ve film, bu iki bakış arasındaki mesafede durur.
Landscape in the Mist,
umut filmi değildir.
Ama umudu bütünüyle reddetmez.

Onu askıda bırakır.
Sis dağılır.
Ama her zaman tam olarak değil.
Film bittiğinde bir cevap kalmaz.
Bir adres kalmaz.
Sadece şu duygu kalır:
İnsan, bazen bir yere varmak için değil,
yolda kalmamak için yürür.
